Juan Arango (Transfer Dosyası #3)06.28.09

Juan Arango

Trabzonspor çok istiyordu ama olmadı, güzel bir fiyata Borussia Mönchengladbach’a transfer oldu Mallorca’nın bu sezonki yıldızı Juan Arango. Marko Marin transferinden güzel para kazanmıştı Bundesliga ekibi, onun parası Arango’ya gitti. Mallorca her sezon bir futbolcudan güzel para kazanıyor. Geçen sene Daniel Güiza ve Ibagaza ile yapmışlardı bunu.

Galatasaray’a geleceği haberleri artık çıkmayan Arjantinli oyuncu Javier Saviola Benfica’ya gitti. Benfica artık La Liga’da tutunamayan ve hayal kırıklığı yaratan wonder-kid’lerin yeni durağı, benzer örnek için bakınız Jose Antonio Reyes.  Blackburnlü Andre Ooijer ve Schalkeli Orlando Engellar ülkelerine, PSV Eindhoven’a geri döndüler, belki bu sezon şampiyon olabilir PSV. Villareal’li Matias Fernandez Sporting’e transfer oldu. İngiltere’nin yeni genç yeteneği Joe Hart Birmingham City’de profesyonel futbolculuğa başlayacak.

Stefano Maggadino tarafından 14:39 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Transfer Dosyası #206.27.09

Thomas Vermaelan artık Arsenal forması giyecek

Bu yıl transfer piyasası geçen senekine göre daha hareketli. Geçen sene İspanya’yı domine eden Barcelona’nın rakibi Real Madrid ve kulübun transferlerle efsaneleşmiş başkanı Fioretino Perez’in icraatleri ortalığı kasıp kavurmakta. Elinde likidite biriken İngiliz kulüpleri de hareketlendi bu ara. İtalyan kulüpleri yine çok sessiz, Serie A hiç çekilmez hale gelecek gibi görünüyor. Bayern son iki sezonun en kötü transferlerini yapan takım bence. Bizde de Fenerbahçe ve Galatasaray epey agresif bir transfer dönemi geçirecek gibi gözüküyor boş geçen sezonun ardından.

İşte dünyadan kısa transfer notları;

Thomas Varmaelan. Ajax –> Arsenal (yukarıda)
Fabio Quagliarella. Udinese –> Napoli.
Houssine Kharja. Siena –> Genoa.
Sergio Floccari. Atalanta –> Genoa.
Luis Aguiar. Braga –> Dinamo Moscow €2.5m
Maicon. Cruzeiro –> FC Porto €1.1m
Beto. Leixoes –> FC Porto €750k
Alvaro Pereira. CFR Cluj –> FC Porto €4.5m
Edson Braafheid.Twente –> Bayern Munich €2m
Michal Papadopoulos. Mlada Boleslav –> Heerenveen
Roque Santa Cruz. Blackburn –> M. City €18m (bomba bir rakam!)
Djibril Cisse. Marseille –> Panathinaikos €8m
Ramires. Cruzerio –> Benfica
Danijel Pranjic. Heerenveen –> B. Münih
Glen Johnson. Portsmouth –> Liverpool £17m
Aly Sissokho. FC Porto –> AC Milan €15m.
Jérémy Mathieu. Tolouse –> Valencia
Thomas Kahlenberg. Auxerre –> Wolfsburg €4m.
Shunsuke Nakamura. Celtic –> Espanyol
Gareth Barry. AstonVilla –>  Manchester City  £12m
Daniel Sturridge City –>  Chelsea (bonservis bedel yok)
Luis Jimenez. Inter  –>  West Ham (kiralık)
Mario Gomez(€30m), Anatoliy Tymoschuk(€10m), Ivica Olic(bonservissiz) –> Bayern Munich.
Sami Hyypia. Liverpool –> Bayer Leverkusen (bonservis bedel yok)

Stefano Maggadino tarafından 18:51 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Futbolu Okumak06.27.09

24018_2

Futbol bir seyir sporudur. Gözlerinizle izler, beyninizle yorumlar, ağzınızla kelimlere dökersiniz. Futbol içindeki politik ihtiraslara, nüfuz mücadelesine, etrafındaki onca olumsuz şeye rağmen sahada oynanmaya başladımı sizi bulunduğunuz mekandan alır, futbolun en güzel yerine yerleştirir.

Ama gün gelirde “bu kadar izledim, birazda okuyayım” derseniz ilk tercihiniz Türkçe adıyla “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir.” olsun. 1994 yılında Simon Kuper tarafında İngilterede yayınlanan kitap  1996 yılında Türkçe olarak okurlarıyla buluştu ve ünü bir anda yayıldı.

İçerik olarak çok zengin olan kitap bir futbol seyyahının anıları gibi de düşünülebilir ama “Futbol-Siyaset” bağlamında anlattıkları zaman zaman herkesi dehşete düşürecek nitelikte.

İnsanlara “futbol dostluktur” mesajı vermenin bazen suya yazı yazmaktan farksız olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Zaten kitabın orjinal adı “Football Against Enemy” yani “Düşmana Karşı Futbol”.  Güney Amerika ve Afrika ülkelerinin İngiltere ve İspanya maçları için önemi hiç kuşkusuz ki çok önemlidir. Yıllarca onlar tarafından sömürüldükten sonra eşit olarak bir karşılaşma şansı yakalamak oldukça önemli olabilir.

Avrupa, Amerika, Güney Amerika ve Afrikadan izlenimler aktaran Kuper’ı okudukça futbolun neden bu kadar kirlendiğini daha iyi anlıyorsunuz.

Futbol hakkında birşeyler okumak istiyorsanız ilk tercihiniz Simon Kuper’ın “Futbol Asla Futbol Değildir”i olsun.

Roberto Mendiani tarafından 18:29 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Kasımpaşa’nın Transfer Stratejisi06.25.09

Erhan Küçük

Erhan Küçük iyi topçudur kanımca. Zamanında büyük bir takımda oynama şansı olsaydı iki üç senelik performansıyla Türk futbolunun unutulmazları olma da hatırlanılabilinenleri arasında yer alırdı.Kendisi Kasımpaşaspor için de mesih gibidir adeta, takımla bütünleşmiş ve taraftarın sevgilisi olmuş oyuncu niteliğini taşımaktadır. Bahsettiğimiz mecranın delikanlılarının da Erhan Küçük sevgisini göz ardı etmemek gerek. Tüm amacım yukarıdaki fotoğrafı açıklamaktı.

Süper Lige ilk yükseldikleri sezon Danimarkalı stoper Jens Berthel Askou’yu transfer etmişlerdi. Avrupa liglerinde orta direk idare edebilecek bir oyuncuydu Askou. Bir sezon kalabildiler Süper Lig’de ve şimdi tekrar yükseldiler. Takımın diğer bir yabancısı Andre Francisco Mortiz Fluminense, Internacional gibi takımlarda oynamış bir hücumcu orta saha. Henüz 22 yaşında. Joseph Desire Mawaye Süper Lig tecrübesi bilinen bir forvet oyuncusu zaten. Takıma son olarak Slovak Martin Baran ve ve Çek Martin Hudek katıldı.

Tek tek bakarsanız Avrupa üst düzey olmayan liglerinde iyi takımlarda da oynayabilecek oyuncuları yabancı kontenjanında bulunduruyor Kasımpaşaspor aslında. Süper Ligde bir sürpriz yapıp Inter-Toto kupası görebilselerdi -ki o da kalmadı artık- şu kadroyla ne yaparlardı merak ediyorum. UEFA puanımızın yüksek olduğu dönemlerde nasıl Gençlerbirliği, Denizlispor gibi takımlar ard arda turlar atlayarak çoğu zaman büyük takımların başaramadığını başardılarsa Kasımpaşa’nın aslında benzer bir başarıyı tekrarlaması sürpriz olmaz.

Kasımpaşaspor taraftarı ile birlikte lige renk katan bir takım. Hep İstanbul’dan bir semt takımının Süper Lig’de olmasını istemişimdir. Vaktiyle Bakırköyspor’un, Sarıyer’in, Zeytinburnuspor’un taşıdığı bayrak şimdi onlarda. Öncelikle yapmaları gereken “asansör takım” sıfatını kendi kulüplerinin adıyla aynı cümle içinde kullandırtmamak olmalı tabii ki.

Stefano Maggadino tarafından 10:45 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Nihat’ın Yuvaya Dönüşü06.25.09

nihat

Beşiktaş’ın transfer politikasını her zaman eleştirmişimdir. Nihat Kahveci transferi eğer gerçekleşirse ki Beşiktaş kulübü tarafından görüşmelere başlandığına dair borsaya bildirilen herhangi birşey yokken ve henüz İspanyol baını da bu konuyu gündeme almamışken bunu söylemek biraz erken ama, yerinde olmayan bir transfer olacağı kanaatindeyim. Geçen yılı sakatlıklarla ve golsüz geçiren bir golcünün(!) seneye şampiyonlar liginde üst düzey takımlarla karşılacak bir takıma katkısının ne olacağı kocaman bir soru işareti. Holosko’nun bile kimi zaman Denizli oyun modelinde yedek kaldığı bir takımda Nihat gibi veteran bir golcünün yedek kalması muhtemel. Neden Holoskoyla karşılaştırıyorsun ki diyenler olabilir saha içindeki mevkileri ve oyun anlayışlarına istinaden onunla karşılaştırıyorum yoksa bana kalırsa background olarak Bobo’yla kıyaslamam bile Nihat’ı. Ben bu transferin gerçekleşmemesi gerektiği kanaatindeyim en azından Nihat 1 sene daha Villareal’de şansını denemeli ki Konfederasyon Kupasında yıldız parlayan Rossi’nin de takımdan ayrılma ihtimalini düşünürsek yerini biraz daha sağlama alması da söz konusu. Baktı bu sene de olmuyor ondan sonra İspanyollarn sevgisini kazanan El Turco misyonunu tamamlamış bir şekilde düşük maliyetle yuvaya döner. Sözün özü Nihat’ın transferini doğru bulmuyorum eğer Türkiye’ye dönerse sevindirici tek şey milli takım kamplarına son gün değil takımla birlikte katılması olur. 

Kojiro Hyuga tarafından 10:13 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle 1 yorum var →

Marko Marin06.24.09

Marko golden sonra çoşmalarda, pilotlarda

Werder Bremen bence yılın en önemli transferlerinden biri yaptı Bundesliga’da. Ligde kimin yıldızı parlasa onu transfer etmek için aç kurt gibi mücadele eden Bayern yöneticilerinin alt takımlarının transferlerini yapan menajerlerden, yöneticilerden öğrenmesi gereken çok şey var kanımca.

Marko Marin 2. Bundesliga’da şampiyonluk da yaşamış bir futbolcu. Kendisi Sırp kökenli fakat Alman milli takımını seçti. U21 takımının değişmez kanat oyuncusu, ayrıca UEFA ve CAF (Afrika Futbol Konfederasyonu) karmaları arasında oynanan Meridyen Kupası’nda da forma giydi. Bu arada FIFA’nın yeni çıkaracağı kuralla alt yaş milli takımlarda herhangi bir ülkenin milli formasını giyen oyuncular daha üst yaş gruplarında başka bir ülkesinin formasını giyebilecek ki Alman milli takımına girememesi durumunda Sırbistan forma giyme ihtimali de var Marin’in. Bizden de Önder Turacı faydalanabilecek durumda görülülüyor bu kuraldan.

Marko Marin’in bonservisi için ödenen 9 milyon euro’nun karşılığı her cent’ine kadar alınacaktır kanımca Werder Bremen tarafından. Her ne kadar üst düzey bir kalitesi olmasa da zevk veren bir futbola sahne oldu geçen sezon Bundesliga ve büyük bir mücadelenin ardından sezon sonunda Wolfsburg şampiyon olan taraf oldu. Bu sene de benzer bir mücadele gibi izleyeğiz gibi. Werder Bremen’den Diego’nun ayrılmasından sonra yıldızının iyice parlamasını beklediğim Mesut Özil ve yeni transfer Marko Marin en çok konuşulan ikili olabilir Almanya’da. Geçen sezon Kanal 24′ten izlediğimiz Bundesliga’yı bu yıl TRT’de izleyeceğimizi de sözlerimize ekleyelim.

Stefano Maggadino tarafından 17:34 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Oguchi Onyewu Fenerbahçe’de ?06.23.09

Fabianolarla, Robinholarla boğuşmak

Doğruluğundan emin olmadığım bir haber. ABD’li stoper Oguchi Onyewu’nun Fenerbahçe ile anlaştığı söyleniyor. Standart Liege forması giyen oyuncunun Newcastle United’ta kiralık forma giymişliği de var. Önceki sezonun şampiyon Standart kadrosunda yer alması önemli bir artık gibi gözüküyor en başta.

Fenerbahçe’nin son zamanlarda yaptığı en iyi transferlerden biri olabilir. 1,96 boy ve 95 kilo ağırlığa sahip 27 yaşındaki oyuncu. Oyuncu menajeri ise Fenerbahçe ile görüştüklerini kesin olarak açıkladı. Fenerbahçe’ye geldiğini düşünelim. Muhtemelen Bilica ile defansta birlikte oynayacaklar. Ne kadar uyum sağlayacakları meçhul. Bilica’nın topu oyuna sokmasındaki becerisini biliyoruz. Bu adamın bu konuda ne denli başarılı olduğu tartışılır ama duran toplardaki golcülüğü meşhur. Zira 1,96 boyla hava topunda hakimiyet sağlayamamak -hele bizim ülkemizde- ayıptır.

Bu transfer henüz dedikodu boyutunda. Bütün bu dedikodular kulaktan kulağa dolaşırken Galatasaray sürpriz bir transferle Gökhan Zan’ı kadrosuna kattı ki benim iki sezondur transferlerde çok başarılı bulduğu Galatasaray’a pek de yakıştıramadığım bir hareket. Performası epey merak uyandırmakta benim için. Bir de Real Madrid ve Galatasaray transferlerde büyük paralelliklere sahip. Hala bir stoper, bir sağ bek ve bir kaleci diyorum Galatasaray için.

Stefano Maggadino tarafından 10:18 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Manchester A.Ş.06.20.09

Solda Şampiyonlar Ligi kupası, ortada Sir Alex Ferguson, sağda Premier Lig şampiyonluk kupası

İngiltere’den çıkıp dünyayı kasıp kavuran iki akım varsa bunlardan biri endüstri devrimi, diğeri de futboludur herhalde. Zamanımızda bu ikisinin yollarının kesiştiğini görünce de bu konuda işin ehli diyebileceğimiz adamların İngiltere’den çıkması tesadüf olmasa gerek.

Sir Alex Ferguson ve David Gill… Zamanında demir yolu işçilerini kurduğu takımın başındaki iki isim. David Gill’in işi anlaşmlara, transferlere yön vermek, kulübe büyük karlar sağlamak. Fergie saha içi olaylarla da ilgili. Kimse artık Manchester United’ın bir futbol kulübü olduğunu iddia etmiyor zira. Resmi mağazalarıyla, merchandising hizmetiyle, Old Trafford’uyla, bulundurduğu ya da gönderdiği yıldız futbolcularla artık dev bir şirketler.

Futbolda endüstrileşmeden bahsediyorsak dünyada Manchester United kadar bu süreci iyi yöneten kulüp yoktur. Kurumsallaşma ya da onların deyimiyle “institutionalization” başka futbol kulüplerinde Manchester’de olduğu kadar başarılı olamadı. Son olarak Cristiano Ronaldo satıldı, 94 milyon euro’ya. Tarihin en büyük transferi olarak kaydedildi bu olay. Carlos Tevez ile de yollar hemen ayrıldı, muhtemelen o da önemli bir rakamı Manchester’a kazandıracak olan takıma gidecek. Dimitiar Berbatov gibi bir adam Ferguson’un gözünde her zaman satılacak bir adam. Bence turnayı gözünden asıl Anderson ile vurdular. Biraz daha Premier Lig tecrübesi kazandığında çok daha iyi olacağını düşünüyorum onu. Ferguson ve Gill’in kulaklarında “çink çink” şeklinde kasa seslerinin çınlatıyordur eminim. Böyle adamların yanında genel olarak Ada orijinli Premier Ligde her zaman iş yapacak topçularla da işi sürükleyebiliyor Manchester. Avrupa kupalarında zaten hep iyiler. Tek adam Abramovçile yönetilen Chelsea ya da artık iyice Gençlerbirliği havasına bürünmüş Arsenal rakip olamıyor kurumsallaşma olayında onlara (diğer alanlarda da sonuçlar malumunuz). Ciddi bir kurumsallaşma adımını atan takım Liverpool ise yoluın henüz başında ve orada uzun süre kalacak gibi.

Uzak Doğu’dan Kuzey Amerika’ya tam bir futbol imparatorluğu kurdu Manchester United. Endüstrileşen futbola kimi karşıdır, kimi karşı duruşun ütopik düşünmekten öte geçemeyeceğini düşünür. Ama ileride de zaman kurusallaşanların, kapitali iyi yönetenlerin devri olmaya devam edecekse Manchester United yine en tepede olacaktır, bunda hiç şüphe yok.

Stefano Maggadino tarafından 20:25 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

UEFA Sınırları06.19.09

Uefa Haritası

Son zamanların popüler tartışmalarından biri de UEFA sınırlarının gereğinden fazla geniş olup olmadığı. Bu konu da benim dikkatimi Kadıköy’de oynanan UEFA Kupası finalinde çekmişti, öyle ki bir Avrupa Kupası sahibini Asya kıtasında bulmuştu.

UEFA’nın genişleme stratejisini eleştirenler de var, destekleyenler de. Eleştiriler arasında Türkiye, Rusya ve İsrail’in UEFA klasmanından çıkarılmasını savunanlar bile var.

Türkiye’nin Trakya toprakları dışında Avrupa kıtasında toprağı yok ama Avrupa Birliği üyeliği yolunda attığı adımlar Avrupa’da çoğu çevre için Türklerin Avrupalı olarak görülebilmesine olanak sağlıyor. Hatta aralarında zaten zamanında Viyana’ya kadar gelmişlerdi diyenler de var. Zamanında Asya klasmanında kabul edildiğimiz için Dünya Kupası elemelerinden de çekilmişliğimiz var. Zaten Asya Federasyonuna (AFC) bağlı olmamız da pek düşünülemez. Çoğu Avrupalı futbol eleştirmenin konuyla ilgili bir diğer düşüncesi de Galatasaray, Fenerbahçe gibi takımların Asya kupalarını domine edeceği.

Rusya’nın UEFA dışında bırakılmasına savunanlara da ben pek anlam veremiyorum. Rusya’nın Ural dağlarına kadar olan toprakları Avrupa içinde sayılmakta. Kültürüyle birlikte zaten her zaman Avrupa’nın bir parçası olmuş bir ülke Rusya. Avrupa dışında kalması tamamen ütopik bir olgu.

İsrail ile ilgili eleştiriler en çok iç savaş yüzünden Euro 92′den çıkarılan Yugoslavlardan. Orada da devamlı bir savaş hali var ama bize uygulanan yaptırımlar oraya uygulanmıyor diye çifte standarttan yakınıyorlar, haksız da değiller. Ancak İsrail’in komşu Arap ülkelerle aynı turnuvalarda yer almaları politik sebeplerle zor gibi gözüküyor, İran-İsrail maçını bir düşünün. Sporun her zaman barış rüzgarı estirme fonksiyonu da var, ülkeler birbirinden sporda bile böyle ayrılırsa, böyle izolasyonlar oluşturulursa barış nasıl gelsin diyen de var.

En doğu blokta yer alan üç ülke var, Ermenistan, Azerbaycan ve Kazakistan. Kazakistan’ın UEFA üyesi olması hakikaten ilginç bir durum. Ermenistan ve Azerbaycan da İslamofobi taşıyan Avrupalıları İran’a komşu olması sebebiyle tedirgin ediyor. Avrupa takımlarının buralara maç yapmaya gelirken yolculuk açısından zorluklar yaşadığı da biliniyor. Hoş bu takımlar AFC üyesi olsa Japonya’ya maça giderken de zorlanacaklar. Bize komşu olan iki ülke konusunda bir şey diyemem ama Kazakistan epey garip bir üyesi UEFA’nın.

UEFA üyesi olmanın ülkelere getirdiği en büyük avantaj daha iyi rakiplerle daha seçkin turnuvalarda bulunup ülkelerdeki futbolu geliştirebilmek. Bunu da yapabilecekleri en iyi yol tabii ki Avrupa’da boy göstermek. Futbolun zaten kıta kültürünün bir ürünü olduğu düşünülürse bu yol daha da derinlilik kazanıyor. Son olarak değiştirilen statülerle de Şampiyonlar Liginde bu ülkelerin takımlarını daha sık görebileceğiz.  Bütün bunların dışında Kuzey Afrika ülkelerinin de UEFA’ya dahil olabileceği söyleniyor ama ben pek ihtimal vermiyorum buna. Gelişme stratejisinin hem doğuda hem güneyde yeterince uygulandığını düşünenlerdenim hatta.

Stefano Maggadino tarafından 14:05 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Senin Kalbinden Sürgün Oldum İlkin…06.17.09

atlante_1_1024x768

Beşiktaş’ın İzmir’e, Fenerbahçe’nin Kırşehir’e taşındığını düşünebiliyor musunuz? En son Jet Fadıl’ın Hacettepe’nin isim hakkını istemesi ile tekrar gündeme geldi takımların taşınma olayı. Türkiye’de böyle bir durum olması şimdiki kanunlara göre söz konusu değil. Ancak…

Meksika’da 1916 yılında kuruldu Atlante. Sinaloa adıyla kurulan takım,1920 yılında 1. Dünya Savaşının bitişiyle Atlantik okyanusundan esinlenerek Atlante adını aldı. Takımdaki kalbur üstü oyuncular sayesinde taraftar sayısı hızla arttı ve “Halkın Takım”ı olarak anılmaya başladı.

1930 Dünya Kupasında Meksika’nın ilk golünüde yine bir Atlante’li, efsane Juan Carreno attı. Artan popüleritesine rağmen Meksika Federasyon’u Atlante’yi Liga Mayor’a dahil etmedi. Ertesi sene ise Atlante lige alındı ama önce 2 güçlü takımı geçmek zorundaydı. Bu maçlar bir nevi Atlante’nin kendini kanıtlama maçlarıydı. Toluca’yı 7-2, America’yı 2-1 yenerek saygınlığını perçinledi.

1943′te kurulan profesyonel lige alınan altı takımdan biri de Atlante oldu. Ligteki 4. sezonunda fantastik futbolcusu Horacio Casarin büyük katkısıyla şampiyonluğa ulaştı. Leon ile oynanan final maçını 48.622 kişi izledi.

Bu şampiyonluk Atlante için adeta sonun başlangıcı oldu. Takım bir daha ki şampiyonluğu için 45 yıl beklemek zorundaydı. 1976 sezonuna kadar Meksika liginin iddasız takımlarından biri oldu. 1976 da ise amansız bir yarışa girdi ancak ligten düşmekten kurtulamadı.

Bir sezon sonra tekrar 1. lige dönen Atlante, 1978 yılında IMMS’e satıldı. Meksika Spor Enstitüsü olan IMMS Atlante’yi bir dünya kulübü yapacağını deklare etti. Hedef tüm dünyadan 22 milyon üyeydi. Biraz iddaalı bir hedefti ancak devletin desteği ile finansal krizi aşan Atlante, eski efsanesi Herecio Casarin’i takımın başına getirdi. 3 yıllık bir yeniden yapılma sürecinin ardından Atlante şampiyonluğa çok yaklaştı. 1981-1982 lig finalinde Atlente’nin rakibi Tigres’ti. Normal süresi berabere biten karşılaşmada, şampiyonluk penaltılarla Tigres’e gitti. Ancak yıllar sonra gelen bu başarı bile insanları heyecanlandırmaya yetmişti. Ertesi sezon şampiyonluk geldi ancak ligte değil CONCACAF Şampiyonlar Liginde. Rakip Surinam’ın SV Robin Hood takımıydı.

Takım hala %100 devlete aitti ve yönetim DDF  Enstitüsüne geçti. 1989 yılında ise takım iş adamı Jose Antonio Garcia’ya satıldı. Bu satışla birlikte Atlante, Azteca Stadın’dan sürgün edildi ve maçlarını Corredigora Stadından oynamaya başladı. Her sürgün gibi buda kötüydü ve takım 2. lige düştü.

İçinde yanan sıla hasretine daha fazla dayanamayan Atlante kurulduğunda maçlarını oynadığı stada geri döndü. Yeni stadından inanılmaz bir başlangıç yapan Atlante bu formunu sezon sonuna kadar sürdürdü. 1.Lige çıkacak takımı ve aynı zamanda şampiyonu belirleyecek maçta Pachuca’yı, kalecisi Felix Fernandez’in son penaltısıyla 9-8 yenerek 1. Lige geri döndü.

1992-1993 sezonunda 2. şampiyonluğunu kazandı Atlante. Monterrey ile Monterrey’in Tecnologico Stadında oynanan şampiyonluk maçında, maçı kazanan Atlante  45 yıl sonra 2. şampiyonluğuna ulaşıyordu ve bunu bir alt ligten henüz çıkmışken başarıyordu. Monterrey taraftarları stadı terketmeyerek yeni şampiyonu kutladılar.

Kazanılan bu şampiyonluktan sonra playoff”lara kadar yükselebildi Atlante. O zaman kadroda röveşataları ile hatırladığımız Hugo Sanchez, renkli kıyafetleri ile hafızalara kazınan Jorge Campos ve Gabriel Miranda gibi iyi oyuncular olmasına rağmen takım bir türlü finale çıkamıyordu.Hatta bir sezon küme düşme tehlikesi bile yaşamıştı.

Yaramaz çocuklar gibi yerinde duramayan Atlante tekrar Azteca Stadına taşındı. Bu taşınma ile birlikte yeniden eski gücüne kavuşmak için kayda değer oyuncular transfer ettiler ve Amerika 94′te Meksika’ya başarılı sonuçlar aldıran teknik adam Miguel Mejia Baron’ı takımın başına getirdiler.

Yeni yapılanma ile 96 ve 97 sezonlarında yine Playoff’larda elendiler ancak düşme hattından oldukça uzak olmakta kabul edilebilir bir sonuçtu.Çok kötü playoff serileri geçiren Atlante bir türlü başladığı işi bitiremiyordu. 1997′de Toros Neza’ya 9-2 kaybettikleri maçı hiç yaşamamış olmayı dilerlerdi eminim.

1900′lü yılların sonu yaklaştıkça sanki Atlante’ninde sonu yaklaşıyordu. Baron’dan sonra gelen tecrübesiz teknik adamlar, sıradan ve yeteneksiz oyuncular, günü kurtarmak için alınan kararlar ve son olarak takımın renklerinin kırmızı-mavi’den turuncuya dönmesi kimliksiz bir takım yarattı. Taraftarlar artık “Halkın Takımı”ndan uzaklaşıyordu. Sıkıcı ve kötü maçlar sonunda Atlante tekrar küme düşme tehlikesiyle yüzyüzeydi.

Meksika Federasyonun aldığı karar Atlante için bir şans daha demekti. Primera Lig kurulmuştu ve takım sayısı 2 artıralacaktı. Atlante, katılım payı 5 milyon dolar verek bu iki takımdan biri olmaya hak kazandı.

2000′li yıllarla birlikte Atlante yeni bir strateji belirledi. Altyapıya önem veren bir düzen ile birlikte Atlante, Primera Lige çok genç bir kadro ile başladı.Simge oyuncular takımın başına getirildi. Sebastian Gonzales, Luis Gabriel Rey ve Federico Vilar gibi oyuncularla tekrar playofflarda boygöstermeye başladı Atlante. Bu süreçte 3 çeyrek final, 2 yarı final oynadı Atlante.

Huylu huyundan vazgeçmez derler ya Atlante’de öyle, bu sürede maçlarını bir süre Azulgrana Stadında oynayan Atlante istediği başarıyı yakalayamayınca tekrar Azteca stadına döndü.

14 Mayıs 2007′de Atlante sadece Azteca Stadından ayrılmadı aynı zamanda Mexico City’den de ayrıldı. Azteca’daki karsız maçlar, dolmayan tribünler bu sürgünü gerekli kılan unsurlardı. Bu sefer istikamet Cancun şehrindeki Quintana Roo stadıydı. Cancun’da taraftarları giderek artan Atlante, stadı doldurmaya başladı ve yeni taraftarları ile harika bir sezon geçirdi. Yeni stadına çabuk adapte olan Atlante, içerde ve dışarda önemli maçları kazanarak belkide ilk defa sürgünde bir şeyler başarıyordu.

Playoff’larda sırasıyla Cruz Azul ve Guadalajara yı geçen Atlante için 25 yıllık hasretin bitmesine bir maç kalmıştı. Rakip ise Pumas UNAM’dı. Yeni stadına taşındıktan 5 ay sonra finalde Federico Vilar’ın iz bırakan oyunuyla Pumas’ı geçip 3. şampiyonluğuna ulaştı Atlante.

Stadı farklıydı ama renkleri kırmızı-mavi’ydi tekrar. Yeni şehri Cancun’da şampiyonluğunda etkisiyle popülerliği giderek arttı. Atlante Cancun’u, Cancun Atlante’yi kucaklamıştı. Artık orası sürgün değildi.

Roberto Mendiani tarafından 22:57 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle 1 yorum var →

Carlos Vela06.17.09

Carlos Vela

1989 doğumlu adam 2005′te 16 yaşında olur, birinci sınıf matematiğini bile adam hesaplar bunu. Eğer 80lerin sonunda doğan bu adam yetenekli bir futbolcuysa da 2005′te oynama şansının en yüksek olduğu Avrupa kulübü Arsenal’dir. Arsene Wenger ve Arsenal bu olayda gerçekte olağanüstü işler başarıyor.

Nasıl bir kurtluktur bu dünyanın dört bir yanından yetenek bulup çıkarmak. 2005′te Gualadajara’da oynayan bu yeteneği Meksika’dan koparıp İngiltere’ye Londra’ya getirmek ancak Arsene Wenger ve ekibi dışında çok az kişinin yapabileceği bir olay. Ardın üç yıl boyunca Celta Vigo, Salamanca ve Osasuna’da kiralık geçirilen dönem. Şu an 20 yaşında ve Arsenal’in kadrosunda. Geleceğin en önemli hücumcu kanat oyuncularından biri olacak. Arsenal’den daha büyük bir deve yüksek parayla da transfer olacağı kesin. Yaşlanan Thiery Henry’nin yerinde onu Barcelona’da izlemek olası bir durum ileride.

FIFA U-17 turnuvalarında altın ayakkabı almış adamdır Carlos Vela, maalesef onu Konfederasyon Kupası’nda göremiyoruz yeterince. Meksika milli takımı da battıkça battı Dünya Kupası elemelerinde. Bir kez olsun biz de niye şöyle yapılmıyor demeden bitirmek istiyorum yazıyı. Bu yüzden son kelamım bu adamın ismini daha çok duyarız olacak.

Stefano Maggadino tarafından 14:29 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Transfer Dosyası06.12.09

Transfer sezonunun yıldızları

Gazete köşelerinde gördüğümde hep ilgimi çeken sütunlar olurlarda “transfer dosyası” ya da “transfer günlüğü” diye başlayıp giden haber silsileleri. Bir tane de benim yazmamın zamanı gelmişti.

Öncelikle transfer olayında mübalağalar yapıp taraftarını orgazm etmeyi seven Fiorentino Perez yine sahnede. Tam 94 milyon euro’ya Crsitiano Ronaldo Manchester United’tan Real Madrid’e gitti, evet tam 94 milyon euro. Ronaldo’nun tepkisi çok komik, “değer verilmek bir iltifat gibi” (ya da öyle bir şey). Perez’in Frank Ribery ve David Villa’yı da kadroya katacağı söyleniyor. İki senedir takımın her şeyi olan Gonzalo Higuain ve Arjen Robben ile takım için aynı işi senelerdir yapan Raul Gonzales bu kadroda on bire nereden girer bilemem ama saçmalıyor Perez. Hadi diyelim bu transferler de yapıldı. Rüya bir kadro ama defansta Metzelder, sol bekte Heinze mi oynayacak ? Mantığın yoluna davet ediyorum Perez’i.

Türkiye’deki olaylardan da bahsedelim. Fenerbahçe’nin iki üç sezon ard arda başarılı transfer sezonu geçirdiği nadiren görülür. Bu sene bir de Mehmet Topuz olayı var ki evlere şenlik. 50 milyon verseler giymem dediği formayı giyecek bu arkadaşımız, hem de daha uygun bir fiyata. Allahtan ülkemizde gol atıldıktan sonra yerli futbolcunun önce soyadı anons edilir, sonra taraftarlar hep birden futbolcunun adını haykırır. 52,000 Fenerbahçeli birden “Topuz” diye bağırmayacak Şükrü Saraçoğlu’nda. Fenerbahçe’nin ikinci bombası ise Aurelio. Yılda 1 milyon euro ödememek için elden kaçan oyuncuya kaç milyon bonservis ödenecek acaba? Bilica’nın rüyalarının takımına geldiğini de gazetelerden okuduk. Galatasaray cephesi yine sürpriz transferlerle ileriliyor. Futbolsever olarak Frank Rijkaard’ın ne yapacağını en çok merak edenlerdenim dersem samimi olmayan medyadan farkım kalmaz. Bir Fenerbahçeli olarak başarı dileyemem tabi kendisine ama mantığım çok yerinde teknik direktör seçimi diyor.

Serie A’dan kaçan kaçana. NTV ligin yayın haklarını almayacakmış büyük ihtimalle. Jose Mourinho için üzülüyorum biraz. İtalya’da bir Anadolu(!) takımının şampiyon olması lazım artık bu sene. Juventus ve Milan hala toparlanamadı, Milan’ın şansı varken yapamadı bunu. İtalyanlar pek garip insanlar, ligleri de enteresan olacak önümüzdeki sezon.

Los Galacticoslarla, Kakalarla, dos Santoslarla dolu bir transfer sezonu geçiriyoruz, geçen seneden daha bereketli. Kriz ortamında “kıroyum ama para bende” akımı menşeli bir akıl hareketiyle ilerleyen Real Madrid yönetimi daha başlangıçta işin suyunu çıkarmış durumda (ama en azında El Clasicolar daha güzel geçecek). Keşke Türkiye’den bir genç oyuncu parlasa da şöyle yağlı müşteriler çıksa. Olmuyor vatandaşım olmuyor.

Stefano Maggadino tarafından 15:12 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle 2 tane yorum var →

2’si 1 Arada06.11.09

B914_127470_0004

Florentino Perez yine yaptı yapacağını önce Kaka’yı bitirdi, şimdi Ronaldo için yaptığı 80 milyon sterlinlik teklifi kabul ettirerek görüşmelere başladı. Bu saatten sonra geri dönüşü olmaz diye düşünüyorum, zaten CR7′nin de  hayal ettiği takımdı Real Madrid, eğer bu teklifi Alex Ferguson’a sormadan kabul ettilerse çok kızmıştır buna Sir. Böyle özel bir yeteneği sattırmazdı bence Ferguson, zaten ilerde yeni bir Ronaldo olur umuduyla özel olarak ilgilediği Nani’den istediği verimi alamayınca Ronaldo’nun kesinlikle satılmaması gerektiğini söylüyordu, kararı değişmişse sonradan onu bilemem tabi.

Madrid açısından bakılırsa Los Galacticos II olur bence bu kadro. Bu transferlerin devamı da gelir, varlığı 1.8 milyon dolar olan bir adam için bunu söylemek çok da zor değil. İlerleyen zamanlarda bu oyuncuların katkısını, takımın kimyasına olan etkilerini göreceğiz. Yıllık 9-10 milyon eurolardan bahsediliyor ki bunlar vergiden sonraki ücretler, takımdaki maddi dengelerin yanında liderlik probleminin de doğuracağı manevi dengelerin de bozulması söz konusu. Daha önceden bu kadar değerli yıldızlarla çalışmayan Manuel Pellegrini’nin işi bir hayli zor, diken üstünde teknik direktörlük yapmak nasıl birşeymiş onu öğrenecek bu sezon. Oluşturulan bu kadroyla bırakın şampiyon olamamayı alınacak bir beraberlikte bile adama neden puan kaybettin diye sorarlar.

Kaka-Ronaldo’nun aynı dili konuşması işin farklı bir boyutu, zaten saha içi ve dışında anlaşacaklarından şüphem yok, ancak olası bir takım içi gruplaşması bir çuval inciri berbat eder. Futbolda paranın saadet getirmediğini biliyoruz, örnekleri çok. Ama bu kadro bir “takım” olursa kimse tutamaz. 7 numarayı kim giyecek sorusu da ayrı bir tartışma konusu olur.

Kojiro Hyuga tarafından 14:28 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle 3 tane yorum var →

Estadio Municipal de Braga06.10.09

Braga Stadyumu, maraton tribünü

Euro 2004′ten hatırlayan hatırlar bu stadı kale arkasındaki kayalık bölgeden. Portekiz o zaman doğru tercih miydi diye düşünen yerli endüstriyel beyinlerin ahını(!) almıştı bu stad. Aksine ben dünyada futbol oynanacak en şirin mecralardan biri olduğunu düşünürüm. Endüstriyel beyinlere kızmışken yurt dışında Financial Times’ta bile bu staddan övgüyle bahsedildiğini es geçmeyeyim.

Stadın kapasitesi 30,000′in biraz üstünde. Ünlü Portekizli mimar Eduardo Souto de Moura tarafından tasarlanmış. Mimariden pek anlamam ama dikkat çekiciliğiyle tanıtıma büyük katkı sağlıyor bu stad. Stadın iki tarafında da tribünler uzanmakta görüldüğü gibi. Kale arkalarından biri Monte Castro’ya, diğeri şehrin içine açılıyor. Stadın iki tarafındaki tribün metal sicimlerle birleştirilmiş, Inca mimarisindeki köprülerden esinlenmişler bunu yaparken. Bu arada kale arkasındaki Monte Castro’nun “beleştepe” olarak kullanılması da mümkün.

ibraga1

Braga Stadyumu

Stad tahmin edeceğiniz üzere SC Braga tarafından kullanılmakta. Fransız sigorta şirketi AXA ile sponsor anlaşması yapıp stadın adını 3 yıllığına AXA Stadium yapmışlar. Euro 2004 öncesinde de kale arkasındaki kayalığı düzeltmek büyük maliyetlere sebep olmuş Portekiz için. Sonuçta dünyanın en farklı stadlarından biri ortaya çıkmış, bence paraya değmiş.

Stadın ismi UEFA Avrupa Ligi finali için geçiyordu ancak Hamburg’un Nordbank Arena’sına kaptırdılar organizasyonu. Aslına bakarsanız final maçı kaldıracak bir stad gibi de gözükmüyor her ne kadar mükemmel bir görünüme sahip olsa da. Kale arkası tribünlerinin olmayışı bütün ambiansı bozabiliyor. Bu arada Avrupa Ligi finalinden bahsetmişken 2010′da Şampiyonlar Ligi finalinin de Santiago Bernabeu’da oynanacağını sözlerimize ekleyelim.

Euro 2016′dır, 2020′dir uğraşıyoruz buralara getirmek için. Stadyumlarımız kesinlikle yeterli değil ancak yeterli olması konusundan önemli adımlar atılıyor, Kayseri ve Kadir Has Stadı örneğinde olduğu gibi. Büyük büyük kapasitelere sahip olmasalar da dikkat çekici bir mimari yapıyla yapılan stadlar ise beklenen ilgiyi hep görüyor. Umarım tesisleşme konusunda adımlar atmaya hazırlanan Anadolu kulüpleri bu tip örnekleri göz önünde bulundururlar.

Stefano Maggadino tarafından 10:59 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

İptal Olmak06.06.09

2010 Dünya Kupası Güney Amerika Elemeleri Puan Durumu

İptal olmak bu akşam pekçok futbolseverin yaşayacağı şey zira NTV Spor bu akşam hepimizi eve kitliyor. Akşam saat 22:00′de Uruguay – Brezilya , 00:00′da Arjantin – Kolombiya maçları canlı olarak yayınlanacak.

Brezilya elemelerde epey rahat. Dünya Kupasına katılamama gibi bir durumdam bahsetmek zaten imkansız. En kötü oldukları dönemlerde bile bu elemelerde başarılı sonuçlar alan bir takım oldular. Ekvador deplasmanından 1-1 beraberlik ile dönmüşlerdi son olarak, fark yememeleri mucizeydi. Son zamanlardaki mucizeleri de biraz da kalecileri Julio Cesar’a bağlamak lazım.

Sergio Agüero ve Lionel Messi

Arjantin ise Bolivya’dan 6 yemişti. Arjantinlilerin civar ülkelerden bol gollü mağlubiyetler almaları ara sıra yaptıkları şey. Kolombiya’nın hiç şansı yok ama o ayrı. Dünya Kupasının da en büyük favorisi yine onlar. Puan sıralamasındaki yerleri kabul edilebilir gibi değil aslında onlar için. Yoğun bir taraftar desteği de olacak Arjantin’e, maç El Monumental’da oynanacak.

Birinci Paraguay ve üçüncü Şili’nin maçı da sıralamaya epey damgasını vuracak gibi bu gece. Paraguay son zamanlarda epey çıkış yaptı ve uzun süredir de kaptırmadılar liderlik koltuğunu kimseye. Son maçlarında beraberliği son dakika golüyle kurtarmışlardı ama şans bir yere kadar gülecek gibi gözüküyor onlara.

NTV Spor’un yaptığı amme hizmetlerinin ne ilki ne sonuncusu bu. Mükemmel bir gece öncesi heyecan had safhada tabi. Mutluluk böyle bir şey olmalı…

Stefano Maggadino tarafından 9:51 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Mehmet Topuz Nereye Koşuyor?06.05.09

Sabahın köründe telefonuma gelen “tüpçü topuzu almış” mesajını öğle vakti NTV altyazısıyla ilişkilendirince anlayabilmiştim ki Juan Laporta gazı yapmış Aziz Yıldırım’ın 1 Fenerbahçe’li futbolcu+bayağı bir para karşılığı transferi Yıldırım Demirören’den çaldığını gördüm. Adnan Polat’ın Mehmet’i caydırıp uçaktan inmeden Galatasary forması giydirmeye çalışacağını duydum. Bu arada Trabzon da Gökhan Ünal’ı devreye sokup milli futbolcunun aklını çelmeye çalışacakmış. Tabi her kalburüstü türk futbolcuya teklif verirmiş gibi yapan güzide Yunan kulüpleri de devredeymiş, Mehmet Topuz için.

Ben bile bu kadar çok haberden sürmenaj olduysam Mehmet kendini ara pası gibi hissediyordur muhtemelen. Hatta derinlemesine bir top gibi hissediyordur kendini.

Eric Rivers tarafından 16:52 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle 5 tane yorum var →

Futbol ve Müzik06.03.09

Bob Marley gelişine vurur.Henüz İsveç Metal Ligi yazısını tam sindirememişken Riffual‘ın Cockney Rejects yazısına denk geldim. Futbolun müziğe değdiği yazıları okumak Fenerbahçe’ye hangi antrenörün uygun düşeceği konusunda derin analizler yapan yazıları  okumaktan çok daha ilginç. Bırakın Daum’u falan Julio Iglesias’ın Real Madrid genç takımında kalecilik yaptığını yazın ya da Bob Marley abimizi yazın ne bileyim. Ancellotti, Chelsea ile imzalamış. Cisse, Tottenham’a göz kırpmış. Bize ne anasını satayım.

Eric Rivers tarafından 0:30 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

Betis’te Trajedi05.31.09

Stefano Maggadino tarafından 21:51 vaktiyle filelere bırakıldı. Şu an itibariyle yorumsuz →

  • Futbolun her türlüsüne varız.
    Futbol on birer kişiden oluşan iki takımın karşılıklı olarak birbirlerine gol atma çabasını konu eder. Name ise Farsçada mektup demektir, eski zamanlardan beri Türkçe içinde de kullanılır. İkisi birleşiyor ve Futbolname ortaya çıkıyor. Yukarıdaki hanım kızımızın bu olaylarla hiç ilgisi yok ama çok seviyoruz kendisini, eminim siz de seveceksiniz ^_* Futbolu çok farklı biryerinden kucaklayabilirim diyorsan..
  • Futbol ve Kızlar