
Muhteşem geçen sezonun ardından yer yer çok iyi geçen ama yine de beklentileri tam olarak karşılayamayan bir final oldu. Final maçlarında da böyle olması normaldir herhalde. Iniesta’nın alıp gitmeleri, Xavi’nin ortası, Messi’nin kafası ve sanki Barcelonalıların maçın sonlarında Puyol’a gol attırmaya çalıştırması benim aklımda kaldı.
Format Şampiyonlar Ligi olarak belirlendiğinden bu yana kupayı iki kez ard arda kaldıran takım yok. Manchester United da başaramadı bunu geçen sene ki şampiyonluğun ardından. Maçın yorumcusu Rıdvan’ın derdi Alex Ferguson’laydı. Verdi veriştirdi maç boyunca, çok da haksız değil. Kendi kendini yiyip bitiren Manchester United vardı sahada.
Barcelona La Liga şampiyonluğu ve Kral Kupası ardından Şampiyonlar Ligi’ni de kazandı. Barcelona’nın kupalarını yerleştirdiği müzeyi 100 yıl sonra gezecek olanlar efsane diye bahsedecek bu kadrodan. Bu anlara şahitlik etmek de bize nasip oluyor, daha da şahitlik edeceğimiz çok şey var.
Final ile canımı sıkan nokta son üç senedir kupayı kazanan takımların içime sinmemesi. Milan o meşhur şike cezasından sonra UEFA tarafından Avrupa kupalarından men edilmiş, sonra nasılsa bu turnuvaya tekrar kabul edilip almıştı kupayı. Geçen sene Moskova’da iki topu direkten dönen Chelsea penaltılarda John Terry’nin ayağının kaymasıyla kupayı kaybetmişti. Keza bu sene Chelsea yine hakemlerden muzdarip elenmiş Barcelona’ya yarı finalde, öyle böyle değildi hem de o olay.
Bu Barcelona’yı yenebilecek bir Chelsea var sanırım şu dünyada. Bir iki ay önceki yazılarda yok diyordum. Varmış, yarı finalde ortaya çıktı. Buna rağmen kupa dün Katalanların elindeydi, şu kareden (yukarıdaki) sonra da kelime israfı yapmaya gerek yok zaten.