Fabio Deivson – Landry N’Guémo – Biram Kayal07.24.10

Galatasaray son iki sezondur ağzı yabancı kalecilerde yanan takım, bu kez yoğurdu üfleyerek içiyorlar. Yerli kaleciler Aykut ve Ufuk’un yeterlilikleri belli, mutlaka on bir oynayacak bir kaleci lazım takıma. Morgan de Sanctis geldiğinde İtalya milli takımının üçüncü kalecisiydi, uzun zaman Sevilla’da yedek kaldıktan sonra katıldı takıma. Pek de iyi bir performans gösteremedi Galatasaray kalesinde, kurtardığı maç şudur diyemem. Doğal olarak çok da üzerinde durulmadan gönderildi, yerine Atletico’dan Leo Franco geldi ama sonuç değişti hatta gelen gideni arattı. Üst üste yediği hatalı gollerden sonra Fenerbahçe maçında yediği gol bardağı taşıran son damla oldu. Galatasaray’ın bu sene hedefindeki kaleci Cruzerio’nun genç kalecisi Fabio Deivson. Gelecek vaat eden, isminden övgülü sözlerle bahsedilen bir kaleci. Taffarel ve Mondragon’la istikrar dolu yıllar geçiren Galatasaray kalesinde bakalım kimi göreceğiz.

Mehmet Topal’ı gönderdikten sonra yerini Lorik Cana ile doldurmak akıllıca bir işti. Ancak bellki Frank Rijkaard oyun sistemi dahilinde ne M. Sarp, ne Barış ne de Ayhan yer bulabilecek takımda, harıl harıl orta saha ortasında adam arıyor Galatasaray. İlk ismi geçen isim Biram Kayal’dı ancak İsrailli oyuncu Celtic’in yolunu tuttu. Kayal’ı Celtic’e kaptıran Galatasaray da şimdi Celticde kiralık oynayan N’Guemo’nun peşinde. Bence Galatasaray açısından pek mantıklıca transferler değil bunlar. Çünkü, Rijkaard sezon boyunca orta saha ortasında defansif özellikleri çok olan, sonuna kadar mücadele edecek oyuncudan çok, ayakları iyi olan, isabetli pas oranına sahip, geriden oyun kurabilecek teknik ve futbol zekasına sahip bir oyuncu aradı hatta Elano yeri geldi ön libero oynamak zorunda kaldı. Lorik Cana daha çok mücadele edip defansif özellikleriyle oyuna katkıda bulunan, geriye yaslanıp oynayan bir oyuncu. N’Guemo ise tipik Afrikalı ön libero, yine takımın mücadele gücünü yükseltecek bir oyuncu. Ancak orta sahadan oyunun kimin kuracağı ise yine belli değil, ileri üçlünün geriden topu almakta sıkıntı çekeceği bir sistem 4-3-3′e devam etmesi zor gözüküyor Rijkaard’ın.

Keita satıldıktan sonra ondan doğacak boşluk Pino ile doldurulmuştu. Keita sene boyunca istikrarsız bir oyun ortaya koysa da özellikle Ali Sami Yen’de zayıf takımlara karşı oynanan maçlarda oyunun kurtarıcısı olmuş ve Galatasaray’ın rakiplere ezici üstünlük sağlamasına katkıda bulunmuştu. Pino aynı katkıyı verebilecek mi? Müzmin sakat olan ve sadece taraftar istediği için takımda duran Harry Kewell neler yapacak? Medya ve taraftar baskısı sürekli üzerinde olan Arda’nın performansı da bir soru işareti. Hergün bir yere yolcu olan Elano’nun durumu belli değil. Çok fazla soru işareti var Galatasaray kadrosu ile ilgilive tahminimce yerli oyuncular mucize yaratmadığı sürece ciddi bir başarıya ulaşılması zor gibi gözüküyor daha bugünden.

Kategori Namewith 1 yorum var →

Gs Kart Fiyaskosu!!01.27.10

Ligde ara yeni bitmişken, sarı kırmızılılar taraftarlarını heyecanlandıran transferlere bir bir devam ederken nerden çıktı şimdi bu diyebilirsiniz, ama bence garip bir hikaye bu.

Birkaç ay önce Yiğit Şardan’ın sorumlu olduğu Gs basketbol takımı tarihinin en büyük skandallarından birine imza attı. Bu olay yaşanmadan birkaç gün önce ise yine Yiğit Bey ve Başkan Adnan Potat gelecek seneden itibaren gelirleri artırmak için bulunan yollardan biri olan hem taraftar hem de kredi kartı olarak kullanılan Gs Bonus Kart’ı basına ve kamuoyuna anlatarak, bi anlamda topu artık taraftarlara attılar. Hatta öyle önemli bir toplantıydı ki Yiğit Şardan Bey, Türk Telekom Arena’ya gelip maç seyredicek olan tüm taraftarların bu karta sahip olmalarını gerektiğini yoksa stada giremeyeceklerinin altını çizdi.

Ben de takımıma destek olmak isteyen taraftarlardan biriyim ve bu yeniliğin içinde yer almak istedim. Ama anlaşmalı bankalar öğrencilere bu karttan verilemeyeceğini söylüyordu. Yani ya danışıklı dövüş yapıp bir yerden maaş aldığınızı gösterceksiniz ya da maç izleyemeceksiniz. Peki, benim gibi hiç bir öğrencinin bu karta sahip olamadığını düşünürsek; burdan başta Yiğit Şardan olmak üzere tüm Galatasaray yönetimine soruyorum; bugün 20000 kişilik Ali Sami Yen’e gelen seyircilerin nerdeyse yarısı öğrenciyse ve hala bu stadı dolduramıyorsan, 52000 kişilik stadyumu öğrenci almadan nasıl dolduracaksın?

Sanırım profesyonelleşmek ya da kurumlaşmak, o kadar kolay değilmiş. Hele bizim ülkemizde cebinde parası olan insanların profesyonel yönetici olmalarından daha zormuş en azından.

Kategori Namewith 1 yorum var →

Dos Santoslar 2 Oldu01.27.10

Galatasaray, İngiltere Premier Ligi takımlarından Tottenham oyuncusu, Meksikalı Giovani Dos Santos Ramirez ile sezon sonuna kadar kiralık olarak anlaşmaya vardığını açıkladı.Galatasaray’ın resmi sitesindeki habere göre Dos Santos’un yarın saat 17.30’da İstanbul’da olması bekleniyor.Giovani Dos Santos Ramirez’e Galatasaray’da 24 numaralı formayı giyecek. Resmi bilgileri aktardıktan sonra geçelim ana konumuza.

Bilindiği gibi Fenerbahçeli Andre Dos Santos’un karıştığı vukuatlar ortada ve belki de bu vukatların ana karakteri olan Colin Kazım da belki bu yüzden takımdan gönderildi.İstanbul gece hayatını bir hayli sevmiş gözüken Andre son vukuattan sonra biraz akıllanmışa benziyor.Çünkü bir sonraki sefer gönderilecek bir Kazım olmayabilir ve kendisini kapı önünde bulabilir.

Şimdi de gelelim Küçük Dos Santos’a.O da abi Santos’dan kalır yanı yokmuş desek pek de yanlış söylemiş olmayız.Çünkü onun da karıştığı vukuat sayısı bir hayli fazlaymış.Detaylara fazla girmek istemiyorum fakat Barcelona’da saman alevi olup İngiltere giden ve oradan da bir alt lige sürgün olan Dos Santos’un büyük takımlarda yer edinememesin nedeni kondisyonunun yani fizikel yeterliliğin hiçbir zaman gereken düzeye ulşamaması.Yargısız infaz yapmak istemiyorum ama vukuat sayısının bu denli fazla olması da olaylarda bir paralelik olduğu anlamına geliyor.

Umarım Galatasaray’da yeni bir sayfa açar ve İstanbul gecelerinden uazak durur.Yoksa sonu malum(!)

Kategori Namewith 1 yorum var →

Faydalar Faydasız, İmkanlar İmkansız12.26.09

Şu adamın Galatasaray sevgisi yüzünden başına gelmedi, bir de 10 numara sevgisi tabi. Lincoln transferinden sonra 10 numara Brezilyalıya verilince yönetimle de arası açıldı kimi dedikodulara göre. Sonrasında ise hepimizin bildiği dramatik olaylar gerçekleşti, halbuki 10 numaralı formasıyla da hazırlık maçlarındaki röveşata denemeleriyle, gol sevinçleriyle de uçardı Necati Ateş.

Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra verdiği demeçler aslında hep birbirine benzerdi:

Galatasaray taraftarını unutamıyorum. Galatasaray Türkiye’nin en büyük takımıdır. Galatasaray’ın şampiyonluk yolundaki rakibi Sivasspor’a golümü attım, gönlümdeki takıma hizmetim devam ediyor. Galatasaray’ın iyi oynayıp Fenerbahçe’ye kaybetmesinin forvet gol yollarındaki sıkıntısı, ben olsam kazanırdık. Galatasaray taraftarını unutamıyorum, pardon söylemiştim bunu, büyük bir camia Galatasaray camiası.

Sezon başında tek başına Florya’da kamp yapıyordu. Tek isteği Galatasaray’da oynamaktı ama yine olmadı. Antalyaspor’a kiralandı sözleşmesinin bittiği yıl. Açıklamalar yine geldi tabi.

Kewell ve Keita harika, Elano’nun zamana ihtiyacı var -ben gelsem toparlanırlar- . Benim zamanımda bu kadar büyük paralar konuşulmuyordu -kıskançlık-. Rijkaard mükemmel hoca -Baros yokken açık mesajdır bu-.

Necati Ateş’in Galatasaray ile macerası daha da dramatize olmuş haliyle devam ediyor. Açıkçası ileride belgeseli yapılacak seviyeye geldi bence. Bu renk sevdası onu Devler Ligi kadrosuna erken aldırabilir.

Kategori Namewith Yorumlanmamış →

Rijkaard, Elano, Keita üçlüsü..12.07.09

Lig sanki çok heyecanlı gibi gösteriliyor her yerde. Hangi gazete, hangi spor programını açarsak hepsi bu senenin diğer senelerden farklı olacağını söylüyor ama hiç kimse farklı birşekilde biteceği konusunda hem fikir değil..

Kayserispor’un tırmanışı, Bursaspor’un futboldan yoksun galibiyetleri(salt mücadele), Trabzonspor’da Şenol Güneş dönemi, Beşiktaş’ın kısır futbolu ve Fenerbahçe ile Galatasaray’ın önlenemez düşüşü.

Galatasaray Pazar gecesi liderlik şansını bu sene ikinci kez kullanamadı.  Rakipde sekiz(sayıyla 8 ) eksik bulunmasına rağmen Sami Yen’de bir puana razı oldular.  Birinci yarı sadece Galatasaray taraftarı için değil tüm futbol severler için kabus gibiydi.  Nonda’nın kalecinin üstüne zımbaladığı top ve Elano’nun penaltı noktası üzerinden dönüp vurmasından başka pozisyon yoktu koskoca 45 dk da. İkinci yarı oyuncular heralde Galatasaray oyuncusu olduklarını ve üzerlerindeki formanın maçı kazanmaya yetmeyeceğini anlamış olmalılar ki biraz daha koşmaya, paslaşmaya, topu ileri götürmeyi akıl ettiler. Tüm bu olumlu şeylere rağmen gol kaleci hatasından geldi. Ama burda Kewell’ın ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu tekrar gördük. Bazı maçlarda gerçekten kötü oynamasına rağmen bir pozisyonda bile takımınıza üç puanı getirecek oyunculardan biri. Golden sonra bu sefer pozisyonları harcamaya gelmişti sıra. Başta Elano ve Arda’nın pozisyonları maçı bitirebilirdi. Tüm bunlar yaşanırken Rijkaard’a son haftalarda olan şey yine oldu ve takımı geri çekti. Oysa bu takım geri çekildiği hiç bir maçta başarılı olamamışken, hücum oynadığı sezon başı maçlarında evindeki gol ortalaması 3′ün üzerindeyken ne hikmetse, oynamayı bilmediği savunma futboluna döndü. Elindeki tek forvet oyuncusu Nonda, ki bence dünün en kötü oyuncusuydu. Ne kadar kötü de olsa sırtı dönük top alabilen ender oyuncularından biri Galatasaray’ın. Bunun yanı sıra Elano, dün yavaş yavaş kendine geldiğini görmüş bulunmaktayız, koşuyor, faul yapıyor, sağa sola milimetrelik paslar atıyor, bunun yanında gol de kaçırıyor ama topun rakip sahada bulunmasında çok büyük katkı sağlıyor. İkisi de oyundan çıkınca ne Galatasaray kendisi gibi oynadı, ne de Belediye bu fırsatı kaçırmadı.

Maçta gözüme çarpan ilk şey Keita’nın yedek olmasıydı. Biz değil miydik, sene başında bu oyuncuyu bu takımda tutamayız, bu oyuncu Türkiye’ye fazla diyen. Galatasaray değil miydi, Keita’nın getirdiği toplarla her maç 3 golden aşağı atmayan. Sanırım Rijkaard bu maçı rahat bir şekilde kazanılacağını düşündüğü için onu pek yormak istemedi, ama Fenerbahçe’nin bile 3 maç üstüste kaybettiği ligde artık hiçbir maç garanti değil. Bu nedenle en yakın zamanda Keita’nın kazanılması gerektiğini düşünüyorum. Tüm bunların yanında tebessümle karşıladığım bir olay ise tüm eleştirilere rağmen Galatasaray kulübunden hiç kimsenin Rijkaard hakkında kötü düşünmediğini ve bunun yanında arkasında durduklarını görmek oldu. Rijkaard da yapamazsa bu takımı kim adam edicek?

Kategori Namewith Yorumlanmamış →

Alaylık11.07.09

Bükreş anısı

Yukarıdaki adam Steaua Bükreş taraftarı. Bildiğiniz gibi İstanbul’da taraftarı yoktu bu takımın. Burada maçı izleyen biri olamaz yani. Bükreş’teki maçta futbolun birleştiriciliği ortaya çıktı o zaman diyeceksiniz. Hayır bu fotoğraf o maçtan da değil. Bu fotoğraf geçtiğimiz sene Şampiyonlar Ligi ön elemesinde karşılaşan Steaua Bükreş ve Galatasaray’ın Romanya’da oynanan hazırlık maçından. Asıl ilgi çekici olan Fenerbahçe bayrağının gösterilme sebebi de rakibi psikolojik olarak yıpratmak tabii ki. Ayrıca fotoğraftaki arkadaşın Türk ve Fenerbahçeli olma ihtimali de var. Zira yurtdışında tanıdığım pekçok Galatasaraylı tanıdığım Fenerbahçe’nin deplasman maçlarını rakip takım seyircileri ile birlikte tezahürat yaparak izliyor. Siyasi parti bayrağı açılmıyor tabi o tarafta. Bizimkilerin yapmadığı iş değil hani. Bir de bu maçtan önce hatırlarsanız Galatasaray yöneticisi Adnan Polat yarımız kadar diyordu Steaua için, pek de öyle değilmiş, sonradan öğrendik. Benzer bir vaka Tromso hezimetinde de yaşanmıştı. Futbolda erken konuşmamak lazım. Bak mesela aynı şey fotoğraftaki arkadaş için de geçerli. Bu fotoğrafı Bükreş sokaklarında yaymak lazımdı aslında.

Kategori Mediawith 1 yorum var →

12′de 11..09.14.09

B_5beb1a6dbf66fbf9855f1aee5903877f

Türkiye’de çocuklar ortalama olarak okula ilk gittikleri sene ya da bir sene öncesinde futbolla ya haşır neşir olurlar ya da hayatlarına sokmama kararı alırlar. Bende bu yaşlarda tanıştım futbolla. Boş su şişeleri, metal kutular derken abilerimizin yeşil sahalarda yaptıkları büyüledi bizi. Herkesin kahramanları olduğu gibi benim de ilk kahramanlarım Hagi ve Hakan Şükür’dü. Kendimle ilgili bu notları verdikten sonra, yazımın asıl konusu olan o günlerden bu yana tutulan bir istatistiği farkedip sizinle paylaşmak istememdir.

Haftasonu futbolun bizi kendine aşık etme sebeplerinden biri Ali Sami Yen’deydi. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de derbi dendiği zaman o gün hatta o hafta yediğimiz, içtiğimiz derbi olur. Ama artık Galatasaray – Beşiktaş maçları derbi tadı vermemeye başladı futbol izleyicilerine. Son 12 Ali Sami Yen’de ki mücadelelerden 11′inde sarı kırmızılı takım sahadan gülerek ayrıldı. Bunun da etkisiyle artık Galatasaray oyuncusu, taraftarı maça farklı bir havayla geliyor. Sanki yine galip gelecek olmanın farkındalığı içinde seyredip, destekliyorlar takımlarını. Bunun tam aksine, Beşiktaş kafilesi ise aşırı stresli bir havada çıkıyor sahaya. Ama Cumartesi akşamı bu stresin yanında yanlış kadro seçimi ve ceza sahasında ki beceriksizlikler de eklenerek yeni bir mağlubiyeti yaşattılar taraftarlarına.

Her ne kadar çok keyifli, çekişmenin üst seviyede olduğu bir karşılaşma olmasa da aklımda kalan son nokta ise Mustafa Denizli’nin sözleriydi. ”Bu lig devam edecek ve devam ediyor. Bu ligin ne olacağını söyleyeceğim haftalar olacak. Tabii ki 5. hafta sonunda 9 puanlık fark az puan farkı değil. Bunu 9 puan fark olarak kabul etmiyorum. Şu an puan farkı 6′dır. Bu takım, Galatasaray’ı bu akşamki gibi oynarsa BJK İnönü Stadı’nda mağlup edecektir.”

Hadi bakalım..

Kategori Maç Özetiwith 1 yorum var →

Yine, Yeni, Yeniden..09.01.09

2009-08-31_IBRAHIMOVIC_01

Pazartesi akşamı sanki Cumartesi ya da Pazar gibi eğlendirdi bizi. Özellikle total futbolun gerçek temsilcisi Barcelona ve bunu elinden geldiği şartlarla uygulamaya çalışan Galatasaray’ın maçları,  zaman zaman sıkıntılı geçse de izleyenler bu maçlarda en azından gol izleyeceklerinin farkındaydılar.

Ben de bu niyetle televizyon başına geçtim. Galatasaray sezon başından beri belki de en çok zorlandığı deplasmanda buldu kendini, gerçi böyle diyoruz ama bir takımın nadiren de olsa kötü oynama şansı bulunduğunu ihtimaller arasından kaldırıyoruz. Uyumsuz, golsüz bir ilk yarının ardından, golü bulması gerektiğinin farkında olan Galatasaray oyunu sadece Ankaraspor yarı sahasında oynamaya başladı. Bunun sonucunda golün geliceği çok netti ve 2  farklı galibiyeti hak etmedi dersek ayıp etmiş oluruz Cimbom’a.

Ama benim yazmak istediğim maç, dün akşam Camp Nou’da oynandı. Dile kolay geçen sezon tüm kulvarlarda kupa kazanan Barcelona sezon açılışında karşısında dişli bir rakip bulamadı. Nitekim yedek ağırlıklı bir kadroyla sahaya çıkan Barca için tek sorun golü geç bulmaları olabilirdi ama Bojan doğru yerde doğru zamanda olduğu için maçı rahatlatan adam oldu. Ayrıca İbrahimoviç’in üstünde Barca forması görmek bile insanı heyecanlanmaya yeterdi dün gece için. Ama bahsetmek istediğim son konu ise geçen sezon kameraların sahaya daha yakın olmasıydı, ilk defa bir maç izlerken oyuncuları seçerken zorlandığımı anladım. Sanki stadın en üst katından çekiyorlarmış gibiydi, ben mi yanlış hatırlıyorum bilmem ama geçen sezon kameralar sahaya daha yakındı ve biz de Messi’nin milimetrelik çalımlarını, Xavi’nin iğne deliğinden attığı pasları daha rahat görebiliyorduk.

0000027089

Kategori Namewith Yorumlanmamış →

Futbol ve Kızlar
Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes