Yetmez Yıldırım Demirören Yetmez(!)02.01.10

Beşiktaş Kongresi’nde başkanlığa yeniden Yıldırım Demirören seçildi. Murat Aksu ile girdiği yarışta oyların 4506’sını alan Demirören, üst üste 3. dönem siyah-beyazlıların başkanlığını yapacak.2004′ten bu yana üst üste 3. kez kongreden galip ayrılan Demirören, 2013′e kadar başkanlık koltuğunda oturacak.Böylelikle Demirören seçimi kazanarak taraftara ilk golünü atmış oldu.Demirören’in seçim sonuçlandıktan sonra salona girişinde ayağa kalkan üyeler, ”Yetmez Yıldırım Demirören, yetmez” diye tezahüratlar yapıp adeta taraftara davetiye çıkardılar.

Öte yandan Demirören yönetiminin ilk uygulaması Matias Delgado’nun lisansını yenilememe kararı oldu.Ben bir Beşiktaşlı olarak bu durumdan kalben ve de vicdanen rahatsızım.Çünkü sene başında Delgado II.yarıda tekrar oynaması halinde lisansının dondurulmasını kabul etmişti.Ama ne hikmettir ki Yıldırım Demirören ve listesi daha zaferi kutlamadan Beşiktaş taraftarına 2.golü de Delgado ile attı.

Bu yüzden haftaya oynanacak Gençlerbirliği maçında taraftarın tepkisini ve vereceği cevabı merakla bekliyorum.Ama şundan eminim 3 yıl daha;

“Yeter(!)Yıldırım Demirören Yeter(!)”

Kategori Media, Namewith Yorumlanmamış →

Futbolun Ünlü Taraftarları (Beşiktaş)01.27.10

Futbolun ünlü taraftarları yazı dizisinde 2.yazımı da bitirmiş durumdayım.”B” harfinden devam ediyoruz ve bu sefer yurdum takımlarından Beşiktaş’ın ünlü taraftarlarını sizlerle paylaşmaya çalıştım.Liste yine bir hayli kabarık.İstanbul hovardası “Kaya Çilingiroğlu”,Haydi Ferdi Zamanı Geldi “Les Ferdinand”,Acı var mı acı? “Reha  Muhtar”,Sergen’e golü attırıp Şampiyonluğu getirten “Ercan Taner”,Sabah şekeri Ece Erken, Eski Cumhurbaşkanımız vetolarını şimdilerde aradığım Ahmet Necdet Sezer ve liste uzayıp gidiyor.

Devlet Adamları: Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül, Hilmi Özkök, Pakistan Devlet Başkanı Pervez Musharraf, Süleyman Demirel, Turgut-Semra Özal, Bülent Arınç, Afganistan NATO Yüksek Komiseri Hikmet Çetin, Saadettin Tantan

Spor: Memduh Ün, Mustafa Denizli, Les Ferdinand

Müzik: Mustafa Sandal, Hülya Avşar, Kutsi, Gülşen, Ufuk Yıldırım, Neco,Feridun Düzağaç,Hakan Altun,Ragga Oktay,Ege,Şevval Sam,Manga Grubu,Haluk Levent

TV: Yılmaz Erdoğan, Ece Erken, Cenk Koray, Reha Muhtar, Ercan Taner, Güntekin Onay, Gündüztekin Onay, Haşmet Babaoğlu, Birol Güven, Aykut Oray, Melih Gümüşbıçak

Diğer: Celalettin Cerrah, Rahmetli Vehbi Koç, Kaya Çilingiroğlu, Cem Dizdar, Bedirhan Gökçe, Rahmi Koç, Eşber Yağmurdereli, Tuncay Özilhan, Turgay Ciner

Kategori Name, Ünlü Futbol Taraftarlarıwith Yorumlanmamış →

Çirkin kadın yoktur, korkak futbol vardır..12.10.09

bjk-cska

İnönü’de maç öncesi atmosfer her zamanki gibi nefes kesici ve merak uyandırıcıydı. Yeni tezahüratları merak eden tribünler de bunun yanında gerginlik de üst safhadaydı. Her Avrupa maçında ki inanılmaz destek bakalım bu maçta takımı bir iki adım dahi bile olsa ileri götürebilecek miydi?

Ama maç başlamadan önce kadrolar okunmaya başlandığında bu takımı ne yeni tezahüratlar ne de elle atılmış bir golü kabul eden hakem kurtaramayacağı çok açıktı. Kadroda bulunan üç İbrahim ( hepsi defans oyuncusu) takımın normalden daha fazla savunma yapmaya çalışacağı anlamına gelmekteydi. Buna rağmen takımın tek hücum ismi Bobo’ydu. Yani topu Bobo getircek, pozisyonu Bobo yaratıcak ve bu pozisyonda da topu ağlara Bobo gönderecekti. Zor işti yani Mustafa Denizli’nin yapmaya çalıştığı.

Tüm bu olumsuz düşüncelere rağmen Beşiktaş agresif başladı ve tam aradığı hatta maç içinde buna benzer bir tane daha bulamadığı pozisyonu maçın başlarında Tello ile buldu. Ama Tello defansın bu hatasını ve yalnız kaldığı kaleciye karşı çok cömert davrandı. Bu pozisyon her ne kadar taraftarı sinirlendirse de bir umut vermedi de diyemeyiz. Oyun sıkıştıkça sıkışıyor, Cska bunalmaya başlıyordu. Köşeye sıkışan kedi gibi ters tepki verdi Ruslarda. Bir iki tane başarısız kontra atak denemesinden sonra, sahaya 9 defansla çıkan Beşiktaş’a karşı çok rahat bir gol attı Krasic. Rusya’da ki maçta da Kartalı yıkan isimdi Krasic ve maçtan önce de nerdeyse tek önlem alınacak adamda yine kendisiydi.

İkinci yarı ise gol bulması gereken takım yine Beşiktaş’dı ama hala sahada tek Bobo vardı, nitekim gol de gelmemek de direndi. Geç kalınmış Nihat değişikliğinin pek etkisi olmasa da son dakikalarda Bobo kendi üstüne düşen görevi yapıp beraberliği getirdi takımına. Daha sonra Nobre’nin oyuna alınmasıyla taraftar en azından galibiyet için umutlanmıştı ki Ruslar yine tam köşeye sıkıştıklarında doğru bildiklerini yapıp ilk golün fotokopisi bir golü Beşiktaş’ın ağlarına bıraktı. Sanırım bu maç ile ilgili konuşulması gereken tek şey; her halükarda kazanması gereken bir maça, bu kadar golden uzak bir takımla başlamasıdır Beşiktaş’ın. Ama maçı izlerken bazen de aklıma şu soru takıldı. Beşiktaş yönetimi, camiası, teknik kadrosu, futbolcuları Avrupa’da devam etmeyi ne kadar istiyorlardı ki?

Bu sene Şampiyonlar Ligi organizasyonu  ve Sony firması sayesinde İnönü Stadın’da oynanan tüm Şampiyonlar Ligi maçını izleme, basın toplantılarına katılma, futbolcuları ısınırken sahanın içinden izleme ve daha bir çok fırsatım oldu. Bu inanılmaz deneyimi asla unutmucam. Bana bu şansı veren Sony firmasına ve tüm sıcakkanlı Sony çalışanlarına yani abilerime teşekkürü borç bilirim.

Kategori Maç Özeti, Namewith Yorumlanmamış →

Manchester Panteri11.26.09

manchester-bjk

Rüştü 13 sene sonra tekrar Old Trafford’daydı. Genç Manchesterlılar hevesleriyle ceza alanına çabuk yaklaştılar ama tecrübesizlikleriyle güçlü savunmayı geçemediler. Maçın özeti böyleydi aslında. Beşiktaş şu anda Türkiye’de en iyi savunma takımı, bunda hiç şüphe yok. Boliç-Tello benzetmesini yapmıyorum bile. Maçın çok kısa özetiydi bu.

Bir de evet, o gözlüklü kız çok sevimliydi.

Kategori Namewith Yorumlanmamış →

Yeter Beşiktaş Yeter..11.06.09

0000037362

Bir başka hüzünlü şampiyonlar ligi gecesini daha İnönü’de Beşiktaş’a destek vermek amacıyla geçirdik, ama ne yazık ki bu desteklerin karşılığını veren takım Beşiktaş değildi. Stada girişin o heyecanı, büyük Beşiktaş taraftarının o tüyleri diken diken eden sesi, sanki bu maçın daha farklı bir skorla biteceği konusunda bizi heyecanlandırıyordu. Maç başlamadan benim o maçta bulunmamı sağlayan Sony firmasına ve onun sıcak kanlı çalışanlarıyla maç sohbeti arasında da dillendirdiğimiz gibi bu maç Beşiktaş için Almanya’da ki maçtan daha zor geçeceğe benziyordu.

Her ne kadar Türk futbolunun en büyük iki teknik direktöründen biri olarak gösterilse de Mustafa Denizli, ne hikmettir ki bir buçuk senedir başında bulunduğu takımla iki,en fazla üç maç üstüste aynı onbirle sahaya çıkmadı. Her ne kadar bunun pozitif getirilerinin olduğunu düşünsek de Beşiktaş’ın Salı gecesi kendi stadında rezil olmasında da büyük etken olduğunu düşünüyorum. Sahaya çıkan onbir ne staddaki taraftarı, ne de televizyon başındaki seyircileri memnun etmedi. Nitekim kaç haftadır oynamayan Serdar Özkan, sene başından beri belki sadece Kasımpaşa maçında forvette oynayan Bobo, ya da Ernst ve Fink’in arkasında üçüncü seçenek olarak bekletilen Uğur İnceman maça hiç hazır olmadıklarını gösterdiler. Ne köşelerden Serdar’la yada Ekrem’le ne ortadan Tabata,Fink ikilisiyle topu ileriye taşıyamayan bir Beşiktaş izledik ilk yarı. Bunun yanında toplu savunma, toplu hücum anlayışını benimseyen Wolfsburglu oyuncular sanki sahada Beşiktaşlı oyunculardan bir iki tane fazla gibi duruyorlardı.

İkinci yarının başında kıpırdanan bir Beşiktaş vardı. Serdar Özkan’ın oyundan çıkması başta taraftarı coşturmuştu(!) ki, Beşiktaşlı oyuncularda bu enerjiyle tehlike yaratmaya başlıyordu rakip kalede. Alman takımı skor avantajını korumak için ne kadar geriye yaslanırsa Beşiktaş’da o kadar rakibini sıkıştırmaya başladı. Ama bu formülün işe yaramayacağını bizden önce anlamış olacaklar ki topu rakip yarı sahada tutarak ve Hakan Arıkan’ın yine gününde olmasından (!) dolayı ikinci golle kendilerini garantiye aldılar. Zaten olan da bundan sonra oldu. Taraftarın başkana olan protestosunu zaten geçen senelerden biliyoruz ama bu sefer iş çığrından çıkmış olacak ki bütün stad Yıldırım Demirören’e karşı çok tepkiliydi ve hatta küfürlerini esirgemiyorlardı. Burda kimin haklı kimin haksız olduğu konusuna girmeden, gazetelerde okuduğumuz ‘Küfürü sahalarda görmek istemiyoruz.’ başlıklı toplumsal mesaja dikkat çekmek istiyorum. Tabi ki her futbol severin hatta spor severin küfürle işi olmaması lazım, ama sizce Beşiktaş taraftarı kendi başkanına karşı durup dururken küfür etmek ister mi, yada herhangi bir taraftar grubu? Ya kişisel problemleri vardır, ya da uzun süredir isteklerinin yerine gelmemesinden dolayı tepkilerini sertleştirerek gösterdiler, yine de umarım bu görüntülere bir daha ne İnönü Stadı’nda ne de başka bir yerde tanık oluruz.

Maç sonu basın toplantısında Mustafa Denizli, hazırlıklarını maça yansıtamadıklarını söylemekle yetindi, konuşmasından pek birşey çıkaramasam da sanırım kendi üzerine düşeni yapamadığını anlamış olmalıydı. Tıpkı Alex Ferguson gibi Armin Veh’de Beşiktaş taraftarını dünyanın hiç bir yerinde görmediğinden bahsetse de Türkiye’den yüzü gülerek ayrılıyordu.

Her ne kadar sonuç kötü olsa da bu maçta da yer almamı ve bu büyük tecrübeyi edinmemi sağladıkları için Sony firmasına ve yetkililerine teşekkürü borç bilirim..

Kategori Namewith Yorumlanmamış →

Fena Bir Wolfsburg Tecrübesi11.04.09

Beşiktaş - Wolfsburg

Kuralar çekildikten sonra Beşiktaş bu gruptan çıkabilir diyordum, dediğimle kaldım. Dün akşamki mağlubiyetle ilk  iki umudunu İnönü’ye gömdü Beşiktaş. Sene başından beri eleştirilen Mustafa Denizli’nin oyun şablonu yine yorumcuların ağzındaki sakız oldu maç ertesi yapılan programlarda ve yorumlarda. Haksız da değiller aslında. Beşiktaş bu sene gerçekten garip bir takım oldu. Daha önce bu kadar istekli olmasına rağmen böylesine bir seviyede kısır  bir futbol oynayıp pozisyon üreteyemen takım görmemiştim. Maç boyunca Beşiktaşlı oyuncuları Wolfsburg kalesine 25-30 metre mesafe aralıklardan kale arkası tribünlere yaptığı degajları izledik, arada heyecan yaratan şutlar da oldu. Diğer tarafta ise aynı mesafeden topu çok rahat bir şekilde köşeye asan Misimoviç vardı, sonuç da böyle oldu işte. Beşiktaş orta sahası aslında o kadar çalıştı ki 1-0 geride olmalarına rağmen ciddi kontraataklar yemediler ikinci gole kadar. İkinci golden sonra taraftar sahneye çıktı Beşiktaş’ta. Sonrası ise bildik sahneler. Beşiktaş’ta bir şeyler olmuyor, olacak gibi de durmuyor. Devre arasında Mustafa Denizli’nin takımdan ayrılacağını geçen mayıs ayından beri tahmin ediyordum aslında. Kahin misin diye soranlara aynı teknik adamın Fenerbahçe kariyerine göz atmalarını tavsiye ederim.

Kategori Namewith Yorumlanmamış →

Miroslav Karhan11.03.09

miroslav_karhan

Son dönemde yükselişe geçen Slovak futbolunun önemli oyuncularından Miroslav Karhan. Beşiktaşlılar onu çok sever. Şampiyonlar Liginde ölüm grubunda ağır hezimetlerin alındığı sezonda oynuyordu Beşiktaş’ta (2000-2001). Bana göre de tarih boyunca bir Türk takımının gördüğü en kötü gruptu. Barcelona, Milan ve Leeds United. Beşiktaş o sezon yaşamıştı 3-0lık Barcelona zaferini. Miroslav Karhan o sezondan sonra Wolfsburg’a transfer oldu ve altı sezon orada oynadı. Bu altı sezon içinde onun için hep çok iyi topçuydu bu adam, bak hala oynuyor yorumlarını bol bol yaptık. Beşiktaş orta sahasında Giunti, Ernst gibi adamları oynatıp iyi kapadı aslında boşluğu. Miroslav Karhan ise hala futbol oynuyor 2007′de transfer olduğu Mainz’da. 33 yaşında ve göreceği bir Dünya Kupası var. Bu yaştan sonra epey şanslı saymalı aslında kendisini.

Kategori Efsaneler, Namewith Yorumlanmamış →

Lucky, lucky, lucky!!09.18.09

uefa_champions_league

Hayatımın en şanslı, en heyecanlı, en garip ve bir çok ‘en’ daha barındıran gecelerinden birini geçirdim.

Nasıl mı? O zaman hikayeme en baştan başlayalım.

Pazartesi günü okulda ufak bir işi halledip eve dönmüştüm. Planım internette biraz oyalanıp, evden çıkmaktı. Sanırım ne olduysa bu oyalanma arasında oldu. Site yönetiminden ‘Acil!’ başlıklı bir mail aldım. Mailde onlara ulaşabildiğim kadar erken ulaşmamı, Sony firmasının beni Şampiyonlar Ligi maçlarına göndermek istediği yazıyordu. Sevinç ve merak içinde ilk önce siteyle ve sonrada Sony’le irtibata geçtim. Şampiyonlar Ligi, ana sponsorlarından olan Sony ve Play Station’a bu sene farklı sorumluluklar yüklemiş. Bunlardan biri de ‘Young Journalist’ adı altında yapılan genç gazeteci adaylarından birine başta basın toplantılarına girme şansı olmak üzere, maçı izleme ve oyuncular sahada ısınırken orada bulunma şansı vermekti. Evet, bu şanslı arkadaş bendim ve süreç şöyle devam etti. Maç başlamadan birkaç saat önce Sony yetkilisi ( gerçi ona ‘yetkili’ diye hitap etmek istemiyorum) Burak beyle buluştuk. Hayatımda bir çok kez maça gitim ama sahaya kombine kart yada bilet dışında birşeyle girme şansım olmamıştı. Bana sahaya ve stada giriş, çıkış izni veren akreditasyon kartımı verdi ve macera orda başladı. Daha önce bir maç izleme şansı bulduğum Beşiktaş İnönü stadında izleyeceğim ikinci maç Manchester United maçı olacaktı. Stada girdiğimizde ‘Şampiyonlar Kulübü’ adı verilen locada karnımızı doyurup maç saatini beklemeye başladık.

Bu arada ‘young journalist’ olarak yerine getirmem gereken sorumluluklardan biri de futbolcular sahada ısınırken onları izleyip, notlar almaktı. Hani derler ya ‘İşini seviyorsan, aslında çalışmıyorsundur.’ diye. O gece benim durumumu anlatan cümle bundan başkası olamazdı sanırım. Futbolcuları izlemeye giderken, soyunma odalarının yanından geçtik. Yanımdaki organizasyon şefi ‘Alice’ hanımla konuşurken, kafamı kaldırmamla bir an olduğum yerde kaldım. Yıllardır futbola olan merakım olsun, oynamaktan asla sıkılmadığım menejerlik oyunları olsun.. Her yerde ismini duyduğumuz, nerdeyse her maç ayakta alkışladığımız, bir İngiliz kulübünü, Dünya’nın bir numaralı kulübü haline getiren isim karşımda duruyordu. ‘Sir Alex Ferguson’. Bir an fark ettim ki yüzüm kendi kendine tebessüm ediyor. Yanından geçip gittikten sonra kendime ‘Sir Alex, be abicim. Daha ne olsun?’ dediğimi hatırlıyorum. Koridorun sonuna geldiğimizde ise birkaç tane gömlekli, kravatlı şık giyinmiş adamlar hem sahayı, hem de tribünleri biraz endişe ama daha çok şaşkınlıkla izliyorlardı. Yanlarına geldiğimizde ise başta Rio Ferdinand ve Ryan Giggs gibi dünyaca ünlü futbolcuların Beşiktaş tribünlerini hayranlıkla izlediğimi fark ettim. İnanılmaz bir şaşkınlıkla onları izlerken ağzımdan çıkan tek kelime ‘Good Luck!’ oldu. Sahada ise hem Beşiktaşlı, hemde Manchester United’lı oyuncuların çok ciddi ve agresif biçimde ısınmalarını gözlemledim. Bunun yanında her yerde methedilen Beşiktaş taraftarının da hakkını vermek istiyorum. İnanın bana, sahanın içinden ne kadar istekli, ateşli ve destekleyici olduklarını daha net anlayabiliyorsunuz.

Düdük çaldı ve 90 dakika başladı. Yerlerimizi aldık ve inanılmaz bir konsantrasyonla seyre daldık. Hayatımda ikinci kez stadın en güzel yerinden maçı izlememe rağmen, eğer sahada top oynanmıyorsa nerde izlediğinizin hiçbir önemi olmadığını anladım. Zaman zaman son iki senenin finalistinin Beşiktaş’a karşı zor durumlara düştüğünü görsek de sanki 45 dk sonunda istediğini alan takım Manchester United’dı. Devre arasında biz de tekrar locaya gidip bir şeyler içme şansını yakaladık, dedim ya şanslı bir gece geçirdim diye, daha ne olsun?

Yerimize tekrar dönmemizle birlikte sahada çok daha istekli, çok daha yardımlaşan, taraftar desteğiyle de oyunu karşı rakip sahaya yıkan bir Beşiktaş vardı. Ama 10,5 numara adı altında 16 trilyon verilerek alınan Tabata başta olmak üzere takımda bir yaratıcılık sorunu olduğu tekrar ortaya çıktı. Dehasını her zaman hayranlıkla izlediğimiz Sir Alex, tüm bunlar yaşanırken İstanbul’a 3 puan için geldiklerini hatırlamış olacak ki, takımı çift forvete döndürüp topun artık daha çok rakip sahada kalmasını istedi. Karşılıklı gelişen birkaç ataktan sonra İngiliz ekibi golü buldu. Hazırlanış olarak göze hoş gelen golde, Scholes kadar Nani’nin payını da atlamamak gerekir bence. Son dakikalarda ise istediğini alan İngiliz ekibi, kalesine gelen atakları savuşturmayı başardı.

Ama asıl bomba bizi maç sonu bekliyordu. Düdük çalar çalmaz, soluğu basın toplantısı salonunda aldık. Basın mensuplarıyla birlikte izlediğimiz toplantıda her ne kadar soru soramasam da, belki de hayatımda bir daha ele geçiremeyeceğim bu fırsatı yakaladığım için kendimi çok şanslı hissettim. Aldığım birkaç not dışında benim en çok dikkatimi çeken ise Sir Alex’in alçakgönüllü mesajlarının aksine Mustafa Denizli’nin daha çok avutma ve Polyannacılığı andıran sözleriydi.
İlk başta söylediğim gibi çok şanslı, çok garip, çok heyecanlı bir gece geçirdim. Belki hayatımda bu şansa bir daha sahip olamayabilecek bile olsam, bu unutulmaz geceyi yaşamamı sağlayan başta Sony firmasına, Şampiyonlar Ligi organizasyonuna ve site yönetimine teşekkürlerimi iletirken izninizi istiyorum.

Kategori Efsaneler, Maç Özeti, Namewith 4 yorum yazılmış →

Futbolu çok farklı bir yerinden kucaklayabilirim diyorsan..
Futbol ve Kızlar
Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes