
Bir zamanlar Skibbe’ye büyük haksızlık yaptığımı bugün yine anlamış oldum. Aslında benim isyanım Skibbe’nin oyun bilgisi veya taktik becerisine değil takımı yeterince çalıştırmadığı ve maçlarda takımı ateşleyecek kişilik özelliklerini barındırmadığıydı. Büyük kaptan gelir takımı havaya sokar dedik, öyle de oldu nitekim. Ama sonrasında takke düştü kel göründü tabiri caizse, meğer iyi oyun Skibbe’nin eserinden kalan son mirasmış. Bülent’e yeteri kadar zaman verilmedi diye düşünenler de olacaktır, ama aldığı takım ne lig yarışından kopmuş ne de Uefa kupasına havlu atmış bir takımdı. Yeni doğmuş bebek bile kısa zamanda emeklemeye başlıyor, Galatasaray koşarken kötürüm oldu birkaç haftada.
Bülent’in takımı ilk aldığında yaptığı bu takım sezon başından beri hafta içi hiç hazırlık maçı yapmamış, oyuncular bu yüzden formsuz ve bu yüzden de sürekli sakatlanıyorlar eleştirisini çok beğenmiştim. Ama bugün gelinen noktada daha kötü fizik seviyesinde, neredeyse kondisyonu yok kadar düşük, düzelmesi gereken Emre Güngör, Linderoth, Servet gibi oyuncuların hala iyileşemediği bir takım izliyorum. Oyun, sistem hiçbirşey kalmadı takımda. Bundan daha ne kadar kötü olabilir ki Galatasaray? Koskoca 1 yıl heba olmuş, milyon dolarlar çöpe gitmiştir. Bursa da geliyor arkadan, Uefa kupası şansı gün geçtikçe azalıyor Galatasaray’ın. Koskoca Bülent son 15 dakika Ankara’da istifaya çağırılıyor bir zamanlar takımın en çok sevilen oyucusu gözüyle bakılan taraftar tarafından. Bu takımı Bülent’in kaldıramayacağı gün gibi ortada artık. Kaptan da Ersun Yanal kadar gururu varsa bıraksın gitsin şu takımı, biz onu hep bu fotoğrafta hatırlayalım.
Herşey bir yana Hacettepe-Galatasaray maçını izleyerek ömrümden 90 dakika kaybettiğime yanıyorum, zaten uzun zamandır ne Türkiye’de ne de Avrupa’da çatır çatır oynan bir maç izledim. Adeta kaliteli maça açım, bari yarın El Classico güzel geçse de keyfim yerine gelse.