
Bir baÅŸka hüzünlü ÅŸampiyonlar ligi gecesini daha İnönü’de BeÅŸiktaÅŸ’a destek vermek amacıyla geçirdik, ama ne yazık ki bu desteklerin karşılığını veren takım BeÅŸiktaÅŸ deÄŸildi. Stada giriÅŸin o heyecanı, büyük BeÅŸiktaÅŸ taraftarının o tüyleri diken diken eden sesi, sanki bu maçın daha farklı bir skorla biteceÄŸi konusunda bizi heyecanlandırıyordu. Maç baÅŸlamadan benim o maçta bulunmamı saÄŸlayan Sony firmasına ve onun sıcak kanlı çalışanlarıyla maç sohbeti arasında da dillendirdiÄŸimiz gibi bu maç BeÅŸiktaÅŸ için Almanya’da ki maçtan daha zor geçeceÄŸe benziyordu.
Her ne kadar Türk futbolunun en büyük iki teknik direktöründen biri olarak gösterilse de Mustafa Denizli, ne hikmettir ki bir buçuk senedir başında bulunduÄŸu takımla iki,en fazla üç maç üstüste aynı onbirle sahaya çıkmadı. Her ne kadar bunun pozitif getirilerinin olduÄŸunu düşünsek de BeÅŸiktaÅŸ’ın Salı gecesi kendi stadında rezil olmasında da büyük etken olduÄŸunu düşünüyorum. Sahaya çıkan onbir ne staddaki taraftarı, ne de televizyon başındaki seyircileri memnun etmedi. Nitekim kaç haftadır oynamayan Serdar Özkan, sene başından beri belki sadece KasımpaÅŸa maçında forvette oynayan Bobo, ya da Ernst ve Fink’in arkasında üçüncü seçenek olarak bekletilen UÄŸur İnceman maça hiç hazır olmadıklarını gösterdiler. Ne köşelerden Serdar’la yada Ekrem’le ne ortadan Tabata,Fink ikilisiyle topu ileriye taşıyamayan bir BeÅŸiktaÅŸ izledik ilk yarı. Bunun yanında toplu savunma, toplu hücum anlayışını benimseyen Wolfsburglu oyuncular sanki sahada BeÅŸiktaÅŸlı oyunculardan bir iki tane fazla gibi duruyorlardı.
İkinci yarının başında kıpırdanan bir BeÅŸiktaÅŸ vardı. Serdar Özkan’ın oyundan çıkması baÅŸta taraftarı coÅŸturmuÅŸtu(!) ki, BeÅŸiktaÅŸlı oyuncularda bu enerjiyle tehlike yaratmaya baÅŸlıyordu rakip kalede. Alman takımı skor avantajını korumak için ne kadar geriye yaslanırsa BeÅŸiktaÅŸ’da o kadar rakibini sıkıştırmaya baÅŸladı. Ama bu formülün iÅŸe yaramayacağını bizden önce anlamış olacaklar ki topu rakip yarı sahada tutarak ve Hakan Arıkan’ın yine gününde olmasından (!) dolayı ikinci golle kendilerini garantiye aldılar. Zaten olan da bundan sonra oldu. Taraftarın baÅŸkana olan protestosunu zaten geçen senelerden biliyoruz ama bu sefer iÅŸ çığrından çıkmış olacak ki bütün stad Yıldırım Demirören’e karşı çok tepkiliydi ve hatta küfürlerini esirgemiyorlardı. Burda kimin haklı kimin haksız olduÄŸu konusuna girmeden, gazetelerde okuduÄŸumuz ‘Küfürü sahalarda görmek istemiyoruz.’ baÅŸlıklı toplumsal mesaja dikkat çekmek istiyorum. Tabi ki her futbol severin hatta spor severin küfürle iÅŸi olmaması lazım, ama sizce BeÅŸiktaÅŸ taraftarı kendi baÅŸkanına karşı durup dururken küfür etmek ister mi, yada herhangi bir taraftar grubu? Ya kiÅŸisel problemleri vardır, ya da uzun süredir isteklerinin yerine gelmemesinden dolayı tepkilerini sertleÅŸtirerek gösterdiler, yine de umarım bu görüntülere bir daha ne İnönü Stadı’nda ne de baÅŸka bir yerde tanık oluruz.
Maç sonu basın toplantısında Mustafa Denizli, hazırlıklarını maça yansıtamadıklarını söylemekle yetindi, konuÅŸmasından pek birÅŸey çıkaramasam da sanırım kendi üzerine düşeni yapamadığını anlamış olmalıydı. Tıpkı Alex Ferguson gibi Armin Veh’de BeÅŸiktaÅŸ taraftarını dünyanın hiç bir yerinde görmediÄŸinden bahsetse de Türkiye’den yüzü gülerek ayrılıyordu.
Her ne kadar sonuç kötü olsa da bu maçta da yer almamı ve bu büyük tecrübeyi edinmemi sağladıkları için Sony firmasına ve yetkililerine teşekkürü borç bilirim..
