2000 yılında UEFA şampiyonu olan kadronun 11′i böyleydi. Ümit’in yerine bazı maçlarda Emre BelözoÄŸlu oynardı ama Leeds maçında aldığı cezadan dolayı yerine Ümit Davala görev alıyordu final maçında. 2000 ruhu nasıl birÅŸeydi onu irdelemek lazım öncelikle. Kalede Brezilya milli takımının deÄŸiÅŸilmez kalecisi ve bu takımla Dünya Kupası’nda önemli baÅŸarılar kazanmış üst düzey tecrübeli bir kaleci. SaÄŸ bekte Galatasaray’ın o yılki transferi, klasik tabiriyle “sanki 40 yıllık Galatasaray’lı” Capone. Arka direk adamıydı, Galatasaray gol atamazsa gizli forvet olarak ileri çıkar kornerlerden yan toplardan birÅŸeyler yapardı. Stoperde kaptan Bülent takımın belkemiÄŸiydi herÅŸeyiydi, pozisyon uÄŸruna, canı pahasına toplara yatar “Çanakkale Geçilmez’i” oynardı. Popescu da Hagi ile birlikte Steaua BükreÅŸÂ ve Barcelona’dan kader arkadaÅŸlarıydılar, Hagi’nin tavsiyesiyle geldi Galatasaray’a çok iyi iÅŸler yaptı oynadığı dönemde. Onun gibi oyuna topu sokabilecek, daha da önemlisi oyunu geriden kurabilecek bir oyuncu yok ÅŸimdi. Sol bekte Ergün Penbe tam bir istikrar abidesiydi, o dönemlerde sakatlık geçirdiÄŸini ve maç kaçırdığını hatırlamıyorum. Orta sahanın üç bücürü Okan, Suat, Emre arı gibi çalışır, rakip oyunculara alan bırakmazdı. Okan ve Emre Avrupa’nın gözdeleriydi o sene. “Hugo” Suat formunun zirvesindeydi, Türkiye’de “ön libero” kavramının oluÅŸma sebebiydi. Hagi bir liderdi zaten. Saha içi antrenörü olarak görev yapıyordu ve icabında rakibin sırtına yumruk koyacak kadar mücadelesini veriyordu. “10 numara”nın karşılığıydı o. Hakan Şükür bir senede 38 gol atan adamdı ve özellikle o yıl Avrupa’da yaptıklarıyla İnter gibi o zamanın en pahalı 2 forvet oyuncusu Ronaldo ve Vieri’nin bulunduÄŸu takımın yılın transferi olmuÅŸtu. Arif uzaktan ÅŸutları, ara pasları, çapraz koÅŸularıyla Hakan’la birlikte iyi bir ikili oluÅŸturuyorlardı. Fatih Terim’in de büyük pay sahibi olduÄŸunu unutmamak lazım. İyi kötü Türkçe konuÅŸuyordu oyuncular, yani ortak bir dilleri vardı. Capone ile İspanyolca anlaşıyordu yabancılar. Kadrodaki oyuncuların çoÄŸu 1996 yılı sonrası birbirini iyi tanıyan oyunculardı, saha içinde ortak konuÅŸabilecekleri ikinci bir dilleri vardı yani. 1996′dan beri ÅžL’de alınan vasat sonuçlar sonrası, 1999′da Ümit’in Milan’a son dakika penaltısı ya da son dakika mucizesi zafere açılan perde olmuÅŸtu.
Gelelim günümüz 2008′e. Dünkü kadro şöyleydi: De Sanctis / Sabri, Servet, Emre Aşık, Hakan / Lincoln, Meira, Ayhan, Arda / Ümit Karan, Milan Baros. Geçen seneki kadrodan Sabri, Servet, Hakan, Lincoln, Ayhan, Arda ve Ümit var. Yani 5 oyuncu yeni. “2000 Ruhu” dedikleri ÅŸey kendi kendine hortlamadı tabi, bir birikimin, bir istikrarın sonucu oluÅŸtu bu. Ortalama 4-5 sene birlikte oynayan oyuncular topluluÄŸuydu o kadro. İtalyan, Portekizli, Çek, Brezilyalı hatta Kewell, Nonda ve Linderoth’un da oynadığı düşünülürse Avusturalya’lı, Kongo’lu ve İsveç’li. Bu oyuncuların saha içinde ve dışında konuÅŸabilecekleri ortak bir dili olması lazım baÅŸarı için. ÇoÄŸu da henüz birbirini tanımayan, birbirine alışık olmayan oyuncular. 2000 yılındaki savaşçı ruhu taşıyan oyuncular Sabri, Ayhan ve Arda ÅŸimdilik. Takım olarak ciddi bir savunma problemi var, 5-0-5 gibi oynuyor sanki takım dünkü maçı hariç tutuyorum bu söylemden. İleride bir maç iyi üç maç kötü bir Ümit Karan var, geçen yıllardaki formundan çok uzak. Lincoln biraz daha liderlik vasıflarını öne çıkarmak, takımı yönlendirmek zorunda aynı Hagi gibi. Servet’in ayağı yere basmalı kendini Zidane sanıyor sanki. Bülent böyle miydi? Emre Aşık yeterli mi Avrupa’da baÅŸarılı olmak için? Kendimizi kandırmayalım kaç defa adamını kaçırdı, bir pozisyonda son anda müdahalesi var topa, o müdahale Suazo’ya olsaydı maçın geri kalanı kabus gibi geçerdi. Geçen sene Skibbe’nin takımı Leverkusen’den 5 yiyen takıma 3 takviye yapıldı da harika oynayan bir takım mı oluÅŸtu? Kabul etmek gerekir ki Benfica’da son derece kötüydü dün akÅŸam, Di Maria, Reyes, Nuno Gomes evlere ÅŸenlikti. Bana pek bir inandırıcı gelmedi dünkü oyun, eÄŸer hedef Kadıköy’de final oynamaksa bu sene, önce hafta sonu Kadıköy’den galibiyet alınmalı bence. 2000 yılında 3 kulvarda 3 günde bir maç oynayan ve kazanan, kazanamasa da oyununu çatır çatır oynayan bir takım görüntüsü vardı. “2000 Ruhu”nun geri dönmesi için bu kadro ve kadro yapısının en az iki sene daha korunması gerekir diye düşünüyorum. Fazla hayal kurmak, gerçekleri görememek yanlış olur. Daha dünkü maça kadar beraberliÄŸin çok iyi bir netice olduÄŸunu düşünen biz deÄŸil miydik?


